Çevre Gündemi

İnsan eliyle yaratılmış olan iklim değişikliği ve çevre felaketinin yine insan eliyle durdurulacağı inancını koruyoruz.

Kısaca hatırlayalım, iklim değişikliği ne demek?

a)    Sıcaklığın artışı demek.2003 ve 2005’te Avrupa’da sıcaktan ölen yaşlıları hatırlayın, geçtiğimiz yaz komşu Yunanistan’da ve bu yılbaşında uzak komşu Avustralya’ da çıkan yangınları hatırlayın.Güney Avustralya’da hava sıcaklığının 48 derecelere çıktığı günlerdeki yangınlarda 180 kişinin öldüğü, 7000 kişinin evsiz kaldığı bildirildi. Avustralya çevre bakanı iklim değişikliği yüzünden göç verecek ilk iklim mültecisi ülkenin Avustralya olacağını söylüyor. Buzulların erimesi demek. Kilometrelerce yüzdükten sonra üzerine çıkıp dinlenecek buz parçası bulamadığı canada goose pas cher için yorgunluktan ölen kutup ayılarını hatırlayın.

b)    Yağışların artışı demek. Asya’da yaşanan selleri, Amerika’da yaşanan kasırgaları hatırlayın, Katrina’yı hepimiz duyduk, on binlerce konutun kullanılamaz hale geldiğini gördük.

c)    Kuraklık, gıda krizi, açlık demek.  6.5 milyar insanın 2 milyarının temiz içme suyundan yoksun olduğunu hatırlayın.

d)    Flora ve faunanın değişmesi demek. Mevsimsiz açan ağaçları, kendi yerleşimlerini bırakıp 400km serin kuzeye giden kuşları hatırlayın.doudounecanadaparis

e)    Hepsi.

Evet bunların hepsi, çevremizde bizzat gözleyebildiğimiz, hissedebildiğimiz iklim değişikliği belirtileri.

Gözleyebiliyoruz çünkü bunlar 1990lardan beri belirgin hale geldi, doğa ile uyumla yaşamış yüz bin yıllık insanoğlu tarihinin bir tanesinin yaşamına sığdı. Milyarlarca yıllık doğal dengeleri son yüzyılda insan eli ile bozduk.

Bütün raporlar gösteriyor ki çevre kirliliğini yaratan karbon dioksit salımları başta sanayi ve ulaşım olmak üzere insan faaliyetlerinin sonucu. Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte inşaat sektörü %30 ile %40 arasında ilk sırada yer alıyor.

Biz mimarlara ise mesleki faaliyetlerimiz icrasında doğaya en az zarar verecek şekilde hareket etmek, enerjiyi en az tüketecek yapılar oluşturmak ve bunların gerçekleşebilmesi için işveren ve kullanıcıyı bilinçlendirme görevi düşüyor. Gelecek kuşaklardan ödünç aldığımız doğayı korumak, onunla uyum içinde yaşanabilir çevreler oluşturmak, gelecek kuşaklara sağlıklı yapılı çevreler bırakmak meslek etiğimiz olmalı.

Öncelikle bir takım doğru bilinen yanlışların tüm toplum nezdinde kabulü için mücadele etmek gerekiyor.

Bunlar neler:

1)    Türkiye henüz gelişmesini tamamlamamıştır, gelişmiş batılı ülkeler kadar sanayileşmemiştir, dolayısı ile onlar kadar kirletmiyoruz, onlar kadar suçlu değiliz.

 Türkiye şu anda ortalama kişi başına 4.5 ton karbon dioksit salımı yapıyor ve bu oran her yıl %5 artıyor. Çok değil 2020 yılına gelindiğinde 9 tona çıkacak.

Avrupa ülkeleri 2020 yılına kadar emisyonları %20 indirme hedefi koydular.

Onlar ortalama 7 tona indiklerinde bizler 9 tona çıkmış olacağız.

Acilen kömür ve petrol başta olmak üzere fosil yakıt bağımlılığımızdan kurtulmalı ve yenilenebilir enerjilere yönelmeliyiz.

2)    Temiz kömür:

 Kömür karbon dioksit salımının en yüksek olan yakıt, temiz hale getirmek deniz suyundan içme suyu elde etmek kadar zor ve pahalı.

3)    Doğalgaz temiz enerjidir:

 Halkın faturalarıyla başının dertte olduğu doğalgaz bir fosil yakıttır, havayı kirletir, yenilenebilir değildir, temiz enerji değildir.

4)    Doğru kabul ettirilmeye çalışılan yanlışların en korkuncu: Nükleer enerji temiz ve sorunsuzdur.

 Tüm dünyanın özenle kaçındığı bir enerji elde etme biçimi olan nükleer enerji kirlidir, pahalıdır, sorunludur.

Çernobil felaketinin izlerini aradan geçen 20 yıldan sonra hala ülkemizde yaşıyoruz. Çernobil’i unutmamak ve unutturmamak görevimiz. Bu felaketin yıldönümü olan her 25 Nisan’da toplanan Küresel Eylem gruplarının seslerine kulak vermeliyiz. (Not: bu yazı yazıldığı sırada Fukuşima nükleer santrali depremde yıkılmamıştı. Radyoaktif serpinti Japonya başta olmak  üzere toprağa, havaya, suya karıştı, okyanus akıntılarıyla Amerika kıyılarına ulaştı)

5)    Su akar, Türk bakar:

 Hidroelektrik santrallerinin yapımı, lobisi ve faaliyetleri ile su akar, Türk yapar şekline dönüşmüştür. Türkiye’mizin nedense  mutena ve gözümüz gibi korumamız gereken her tarihi bölgesine, vadisine, akarsuyuna göz dikilmiştir. Allianoi ve Hasankeyf’i hatırlayınız. Son günlerde Karadeniz’in dünyanın ender ekolojik havzalarından Fırtına vadisine,  Çayeli, Papart ve İkizdere üzerine hidroelektrik santralleri inşası gündeme getirilmiştir. Bu vadilerde bu sular aktığı için  o eşsiz , endemik flora ve fauna oluşmuştur. O suyu keserseniz o ekolojik çevre ölür.

Hidroelektrik santrali yapmanın dünyaca kabul edilen mühendislik standartları var. Bu kurallar örneğin yağışın az olduğu dönemde suyun %30’unu, yağışın çok olduğu dönemde %10’unu bırakmayı gerektiriyor. Yani suyu kullanarak enerji elde edeceksiniz akarsuları kurutmayacaksınız. Karadeniz’de ise sözleşmeler %1 ile açılıyor. Sivil halk örgütleniyor (bkz www.derelerinkardesligi.com) ,davalar açılıyor, ancak %10’a çıkarılıyor bu oran.

Diğer konular:

Alternatif enerjilerden güneş enerjisi kullanımı merkezi bir planla, ülkemizin yüzölçümünde yer alan büyük güneş haritasında, şehirleri besleyecek güneş tarlaları şeklinde yer almıyor hükümet gündeminde henüz. Onun yerine yine özel girişim, yine küçük küçük bencil karlar (her apartmanın kendi çatısına kendi güneş panelini koyma) teşvik ediliyor. Umarım bu çatı yenileme ve izolasyon yapma gibi fayda ile sonuçlanır; yazlık sitelerimizdeki su ısıtıcı panel çirkinliği gibi güneş paneli kargaşası ile sonuçlanmaz; balkon kapama özgürlüğünün cephelerde yarattığı görsel kirliliği çatılarda görmeyiz.

Alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgar enerjisi ise çıkacak olan yasayı bekliyor. Bunun engellenmesini hükümetteki doğalgaz lobisine bağlıyor ilgililer. Değilse rüzgar enerjisine bunca uygun ülkemizde neden yıllardır geçilmiyor diye sormamız gerekir.

Ülkemizde pek çok ülkeden daha fazla bulunan hidrotermal enerjiyi kullanım için de bir teşvik göremiyoruz. Hidrotermal enerji turizm potansiyeli olarak görülmekle sınırlı kalmamalı, uygun olan her kentte ısınma ve sıcak su kullanımı desteklenmelidir. Dikili örneği gibi pilot uygulamalara başlamak için ne bekleniyor merak ediyorum.

………………………………

NOT: Mimarlara Mektup, Mart 2009, sayı 121’de  yazının bir kısmı yayınlanmıştır.